Bu yazı Bugün: 1 Toplam: 542 kez okunmuştur.
|
Hazırlayan: Ramazan Karakale Robert Oppenheimer "Sırası gelmişken, Oppenheimer ve başkaları tarafından çağrılırdık. Oppenheimer herkesin problemi ile ilgilenirdi. Tüberküloz olan eşimin durumu ve gideceğimiz yerde hastane olup olmadığı onu endişelendirmişti. Bu onunla ilk kişisel karşılaşmam idi. O harika bir adamdı." Richard Feynman Manhattan Projesi, bir askerle bir dahinin işbirliğinin, çatışkılı ama belli bir amaca yönelik işbirliğinin en büyük örneğidir. Bu proje, zincir tepkimesini bombaya dönüştürme projesinin,yani atom bombasını üretme projesinin adıydı. Aralık 1942 denemesinin ardından büyük girişim başladı: Manhattan Projesi, 1943'te kararlı bir biçimde başladı. Projenin başına 46 yaşındaki Albay Leslie Groves’i getirdiler. Groves, deneyimli bir mühendisti; kilolu ve uzun boylu (1.80 m), diktatör tavırlı, antikomünist bir askerdi. Groves, albaylıktan tuğgenarelliğe yükseltildi ve projeyi ilerletmek için hemen hemen sınırsız bir yetki verildi. Groves, New York City’de Manhattan Adası’ndaki bürosunun yerleşim yerini anımsatarak, kasten yanıltıcı bir ad, Manhattan Projesi adını verdi. Proje, New Mexico’da, yüksek kayalık,yanları dik, büyük bir plato(yayla) üzerinde, Los Alamos’ta başlatıldı. General Groves, Oppenheimer’I keşfediyor! Keşif yapmanın yalnızca bilim adamlarının tekelinde olmadığının en iyi örneklerinden biri Los Alamos projesinin başındaki askerin keşfidir. Onu sanırım askerler keşfetmiştir. Keşfin önemi sonrasında görülür. Groves, Oppenheimer’I keşfeder! Evet, bir asker Oppenheimer gibi bir dehanın keşfini yapmıştır. Aslında o dönem Amerikası için iki taraf için de uzlaşma kolay değil;ama uzlaşma oluyor. Bu adam, güvenlik dosyasında solcu örgütlere bağışlar yapmış ve yakınları (eski nişanlısı, karısı,erkek kardeşi ve baldızı) komünist partisi üyesi olan Oppenheimer’I FBI ve Savaş Bakanlığına rağmen projenin bilim ekibi başkanı olarak işe aldı. Neden Oppenheimer? Gerçi Berkeley’de mükemmel bir fizik bölümü kurmuştu;ama Nobel ödüllü bile değildi. Onda özel olan neydi? Groves, kendisine zaman kazandıracak bilgeliği, ataklığı ve önderliği onun şahsında yakalamıştı. Groves, daha sonra bunu “O bir dahidir” diye açıkladı,”gerçek bir dahi.” Los Alamos, 1944 yılında dünyanın en zengin olanaklarına sahip laboratuvarıydı. H.A.Bethe, R.R. Wilson, E.Segre, E.Teller, R.Peierls, E.Fermi; N.Bohr, burada aylarca kaldı. J.Chadwick, laboratuvardaki İngiliz delegasyonunu yönetiyordu. Bu bilimcileri ağırlamak için bir köy kuruldu. Mide Bulanıyor! Japonlar teslim olur olmaz Oppenheimer, General Groves’e hemen üniversiteye dönmek istediğini bildirdi. Bu, o projelerde çalışan insanların sivil yaşama dönme isteğiydi. Groves, istemeye istemeye bu istifayı kabul etti;ama Oppenheimer gitmeden önce Groves, 16 Ekim 1945’te yapılan bir törenle Los Alamos Laboratuvarı’na, ordunun bir şükran plaketini sundu. Oppenheimer,bu törende yaratılmasına önder olduğu bombanın yaratacağı sorunlara dikkat çeken veciz bir konuşma yaptı: “Dünyanın silah depolarına ya da savaşmaya hazırlanan ulusların silah depolarına atom bombaları eklenirse,o zaman insanoğlu Los Alamos ve Hiroşima’nın adını lanetle anar hale gelecek. Dünya halkları birleşmek ya d ölmek zorunda. Bu sözcükleri yeryüzünün bunca çok kısmını harabeden bu savaş yazdırıyor. Atom bombası insanların tümü için bunları ifade ediyor” Yaşamının bundan sonraki bölümünde Oppenheimer, insanoğlunun kendisini koruması için, birbirine kenetlenmiş bir dünya yönetim sistemi görüşünü savunmuştur. Savaş sonunda Oppenheimer,serbest bir insandı;ama ünü tüm ülkeye yayılmış,büyük saygınlığı olan bir kişi haline getirmişti. Böyle bir insan,serbest ya da özgür bir insan olamazdı. Los Alamos’taki ödül töreninden sonraki haftalarda California Teknoloji Enstitüsündeki konumunu almak üzere California’ya geri döndü. Savaş yıllarındaki çalışmaları,onun kuramsal fizik konusundaki yeteneklerini geriletmiş görünüyordu. Sonuçta mezonlar,atom çekirdeklerindeki protonlar ve nötronlardan daha küçük atomaltı parçacıklar hakkında birkaç bilimsel rapor yayımladı. Japon fizikçi Hideki Yukawa mezonların varlığını önceden haber vermişti;ama savaştan hemen sonra bunlar ve öteki nükleer olgu araştırmaları daha pratik savaş zamanı ihtiyaçları adına hemen bırakılmıştı. Fizikçiler bütün enerjilerin,salt bilimden çok mühendislik gerektiren atomik bomba yapılması gibi projelere yönelttiler. Şimdi,savaştan sonra, birçok fizikçi hiç bitmeyen,atomun temel bileşimi,en elementel biçiminin ne olduğunu açıklama sorununa dönüyordu. Birçok fizikçi için ne mutlu ki, bu araştırma türü askeri çalışmalarla doğrudan doğruya ilişkili değildi. Onun yerine,kuramsal fizikçilerin yeğledikleri,maddenin keşfi oyunculuğuna geri dönüşü belirliyordu. Savaştan sonra fizikçiler,protonları,nötronları ve elektronları pek de doğanın en temel yapıtaşları olarak görmüyorlardı. Yukawa’nın önceden bildirdiği mezonların varlığı bunların hepsini değiştirmişti. Şimdi kuramsal fizikçiler çabalarını,bütün maddeleri oluşturan en küçük parçacıklar ya da kırıntılar gibi görünen hayret verici bir dizi atomaltı parçacıkların-kuarklar ve karşıtkuarkları baryonlar, hadronlar, gluonlar, leptonlar gibi acayip adlar verilen birimler- açıklanması ve sınıflandırılmasına yoğunlaştırıyorlardı. Oppenheimer,ne kadar çalışsa da bu tip çalışma için zaman ya da motivasyon bulamadı. Savaştan sonra kuramsal fizik üzerine sadece dört bilimsel rapor yayınladı, hiçbiri 1950’den sonra değildi. Belki de zamanın,fizikçilerin otuzuncu doğum gününden sonra ellerini eteklerini çektikleri,en iyi çalışmalarını her zaman gençliklerinde yaptıkları biçimindeki genel kanısına katıldı. Birleşik Devletler yönetimi,deneyimli bilim danışmanı Oppenheimer’I her konuda, hizmetlerini talep ederek tekrar tekrar davet etti. Öyle görünüyor ki,Oppenheimer, Birlişik Devletler nükleer politikasında kilit oyuncu olarak çalışmayı kuramsal fizik çalışmalarına dönmekten çok daha önemli sayıyordu. “Nükleer bombanın babası” ve genelde yönetim için bilim mürşidi rolü onu kesinlikle, akademik yaşamında sunulandan daha geniş bir sahnede oynandığı için çekiyordu. Oppenheimer’ın, savaş zamanı çalışmaları için aldığı ilk ödül Pasadena’ya hareketinden hemen sonra, Manhattan Projesi'nin bilimsel ve endüstriyel örgütlenmesini Amerikan yönetiminin sürekli bir bölümü yapmak için önerdiği mevzuatın bir parçası olan May-Johnson yasa tasarısı yararına tanıklık etmeye çağrıldığı zaman geldi. Oppenheimer, kilit hükümlerden biri, askeri görevlilere Amerika’nın nükleer teşkilatını denetleme izni veriyor olsa da bu tasarıdan yana çekinmeden sertçe konuştu. Oppenheimer’in ifadesi,orada kalan birçok bilim adamının uranyum üretimi ve atom araştırmalarının kontrolünde sivil yönetimin olması için çok güçlü lobi çalışmaları yaptığı Los Alamos’ta üzüntüyle karşılandı. Orada çalışanlar tarafından Los Alamostakilere olduğu gibi, Hill’dekilerin çoğuna da Oppenheimer’ın Savunma Bakanlığında ve Kongredeki muhafazakarlara şimdi çok daha yakın olduğu hatırlatılıyordu. Oppenheimer,May-Johnson tasarısının,atomik silahların uluslararası denetimine yönelik hızlı eylemi yüreklendirebileceğini ifade ederek yaptıklarının haklılığını kanıtladı. 1946 başında ABD yine bu kez Birleşmiş Milletlerin yenilerde kurulmuş bir dalı,Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu sayesinde girişilen uluslararası atom silahları antlaşma görüşmelerindeki Birleşik devletler ekibine katılması için Oppenheimer’ın yardımını istedi. Atomik silahların uluslararası denetimi Robert Oppenheimer’ın ilgi duyduğu asıl konulardan biriydi ve önerilerinin Washington’da yanıt bulmasından yüreklenmişti. Dış İşleri Bakan yardımcısı olan Dean Acheson’ın yardımıyla Oppenheimer,içinde Birleşik Devletlerin nükleer silahlarını vermeyi ve öteki uluslarla özellikle de Sovyetler Birliğiyle bütün ulusların uluslarası denetiminde bilimsel laboratuvarlar ve askeri fabrikalar açmak için karşılıklı nükleer bilgi alış verişinde bulunmayı vaat ettiği bir görüşme pozisyonu oluşturdu. Oppenheimer’ın Niels Bohr’dan ödünç aldığı bu fikir Başkan Truman,görüşme ekibinin başına tutucu ,yatırım bankeri Bernard Baruch’u atadığı zaman ciddi biçimde sarsıldı. Baruch bütün kararların Birleşmiş Milletler komisyonu tarafından oy çokluğuyla alınması ve hiçbir ulusun vetosuna izin verilmemesi üzerinde direndi. En az Birleşik Devletlerin ondan kuşkulandığı kadar Birleşik Devletlerden kuşku duyan Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletler komisyonunun veto edilmemesini reddetti. Bunun yerine, Sovyetler, kendi nükleer tesislerinin Birleşmiş Milletler tarafından denetimine izin vermeyeceklerini ve Birleşik Devletlerin nükleer silahlarını görüşmeler daha fazla ilerlemeden bırakmasını talep etti. Sovyetlerin sert görüşme tarzına rağmen Oppenheimer, Birleşmiş Milletler komitesinde Baruch oy çokluğu fikrinden ödün verseydi konuşmaların ilerleyebileceğine inanıyordu. Baruch’un tavrını protesto etmek için Oppenheimer doğrudan Başkan Truman’la buluştu. Toplantı iyi gitmedi. Bir noktada Oppenheimer bombanın yapılmasına yardımca olduğu için “ ellerinin kana bulanmış olduğu” görüşünü dile getirdi. Truman bundan derinden incindi ve yardımcısına “ Bu adamı bir daha buraya sokmayın. O bombayı yaptı. Ama onu ateşleyen adam benim” dedi. Baruch,Birleşik Devletler delegasyonunun başı olarak kaldı; sonuçta Oppenheimer istifa etti;ve Birleşmiş Milletler konferansı Birleşik wdevletler Sovyetler Birliği arasında güvensizlik ve ağız dalaşları arasında başarısız kaldı. İşin iç yüzünü bilen bir insan olarak Oppenheimer’in dünyası bu olayla iyice karardı. 1946 yılı boyunca Senato ve May-Johnson yasa tasarısı yerine mevzuat taslağı kaleme alan Meclis komiteleri önünde defalarca tanıklık yaptı. 1946 sonunda bu en son tasarı, Atom Enerjisi yaası hem Meclisten geçti hem de Başkan Truman tarafından imzalanarak yasalaştı. Yasa, Birleşik Devletlerin bütün atomik konularını ele alacak federal bir güç Atom Enerjisi Komisyonunu yarattı. May Johnson tasarısına benzemeyen AEC sürekli olarak Manhattan Projesi yerine geçti ve atomik güç tesisleri, Oak Ridge,Tennessee ve Hanford,Washington da zenginleştirilmiş uranyum ve plutonyum üreten devlet fabrikaları Los Alamos Laboratuvarı ve geleceğin atom silahları çalışmasıyla uğraşacak başka bir herhangi bir tesis ve laboratuvarında sivil denetimi şart koştu. İlk Atom Enerijisi Komisyonu(AEC),Franklin Roosevelt'in, eskiden Roosevelt’in New Deal kreasyonlarından birinin,Tennesse Vadisi Makamının başında bulunmuş bir yardımcı David Lilienthal’in başkanlığındaydı. Tennessee Vadisi makamının başı olarak lilienthal,Manhattan Projesinin Oak Ridge’deki uranyum zenginleştirme tesislerine çok büyük miktarlarda elektrik sağlamak için Oppenheimer ve General Groves ile yakın çalışmıştı. Oppenheimer ile Lilienthal’in AEC yüksek görevlisi olarak ilk işlerinden biri bilim adamlarından bir Genel danışma Kurulu atamaktı ve bu gruba ilk atanan Robert Oppenheimer olması kimseyi şaşırtmadı. Oppenheimer, AEC'nin Genel Danışma Kurulu’na da atanmıştı,aynı zamanda Princeton Üniversitesi’nin saygın Yüksek Araştırma Enstitüsü yöneticiliğine de atanmıştı. 1920’lerde kurulan enstitü, uzun süre önemli bilim adamı ve filozoflar için bir sığınak olmuştu. Oppenheimer’ın atanması sırasında,enstitüde yerleşmiş en ünlü bilim adamı herhalde Albert Einstein’dı. Orada bulunanlar için ne yönetim ne de öğretimle ilgili bir konum gerekiyordu(yönetimsel görevi ortada olan direktör dışında). Oraya gelmiş ünlüler, New Jersey kırsalının çobanlara özel sessizliğinde kendi düşüncelerini izlemekten başka bir şey istemiyorlardı. Oppenheimer, her zaman yüksek mevki düşünmemişti. 1930’larda herhalde hala bir yabancı sayıldığı ve hala bir dost olarak enstitüye davet edilmiş olmadığı için kuruluşu, “ bir tımarhane… güneşleri umutsuca perişan ve ayrı ayrı ışıldıyor” diye küçümsemişti. 1947’de görece güçlü bir seçkin için çok farklı bir konumu işgal etmeye geldi ve Princeton’la enstitüsünün kendisini daha çok sever buldu. Bu değişikliklerin sonucu olarak, Oppenhemer 1947’de Princeton’a geldi ve Princeton ile Washington D.C. arasında sürekli mekik dokumasını gerektiren bir işe başladı. Oppenheimer’ın AEC’in Genel danışma kurulu Görevi 1952’ye kadar sürdü ve bu süre içinde başardığı bütün işlerin en tatmin edicisi oldu. Bununla birlikte Birleşik Devletlere bağlılığı hakkındaki tartışmalar Washington’daki iktidar salonlarında hala sürükleniyordu. Mart 1947’de Oppenheimer'ın savaş zamanı güvenlik dosyasını devralan FBI,savaşın ilk yıllarında Oppenheimer hakkında ordunun topladığı eski bilgilere yeni kimi bilgiler de ekleyerek David Lilienthal’e verdi. FBI dosyasının içeriği Lilienthal ile öteki komisyon üyelerini şaşırttı. Oppenheimer’ın “solcuuğu”ndan tamamen habersizdiler, Lilienthal ve AEC komisyonundan arkadaşı Lewis Strauss FBI uyarısını dikkate alarak Oppenheimer’ın,danışman olarak ve Birleşik devletlerin bütün atomik sırlarına girmesine izin veren bir komisyonda kalıp kalamayacağını tartışmak için komisyonu gizli bir toplantıya çağırdı. Lilienthal ve Strauss, Oppenheimer’ın kişisel dostlarıydılar ve ona Yüksek Araştırma Enstitüsü’nün diktatörlüğünün sağlanmasına Strauss yardımcı olmuştu. Buna uygun olarak,FBI’nın önlerine döktüğü istihbarata inanmaya hiç istekli değildiler. Komisyon üyeleri savaş sırasında birlikte çalıştıkları Oppenheimer’la yakınlaşmışlardı. Vannevar Bush ve James Conant,onun, Los Alamos’ta bulunduğu süre içinde ülkesine “sadakatini açıkça kanıtladı”ğını ifade ederek Oppenheimer lehine tanıklık ettiler. FBI direktörü J. Edgar Hoover bile en sonunda “Oppenheimer soruşturmasının olumsuz olduğunu” kabul etti. 1947 yazında AEC komisyonu üyeleri, Robert Oppenheimer’ın Genel Danışma Konsey’nin başı olarak kalmasına karar verdi. Ona karşı suçlamalar daha çok dayanaksız görünüyordu ve ülkesine hizmetleri yönetim hizmetinden çıkarılmaması için çok önemliydi. Yine de FBI dosyaları en azından bir komisyon üyesi, Lewis Strauss, için Oppenheimer’ın tanınmışlık pırıltısını karartmıştı. Dosyalar iki adam arasındaki anlaşılması zor ama büyümekte olan kişilik çatışmasıyla birleşerek sonuçta Strauss’u Oppenheimer aleyhine döndürebildi. Şimdilik Robert Oppenheimer kariyerinin doruğundaydı. Birleşik Devletler nükleer girişiminin yeniden düzenlenmesinin arkasındaki gücü yönetiyordu. Illionis, Argonne ve New York, Brookhaven nükleer bilim laboratuvarlarına çok büyük miktarlar onun ısrarıyla ayrılıyordu. Los Alamos Laboratuvarı baştan sona yeniden yapılmıştı. Plutonyum işlemi başka üslere kayrılmış, Los Alamos sadece araştırmaya ayrılmış bir laboratuvar olmuştu. Hanford’daki reaktörler Oak Ridge’e kolaylıklar yaratacak biçimde modernleştirilmişti. Her ne kadar bu çabalar, sık sık ifade ettiği nükleer silahların denetlenmesi isteğiyle ters düşebildiğini gösterse de. Oppenheimer,olaylara,dıştaki protestoculardan biri gibi direnmektense yönetim içinden daha güçlü etkileyerek savaş öncesi çalışmalarının haklılığını kanıtladı. Dünyanın iki büyük gücü arasında anlamlı bir nükleer silahlar anlaşması için umutlandığını birçok arkadaşına özel olarak itiraf etmişti. Bu dönemde Oppenheimer ara sıra kuramsal fizik oyununu sürdürüyordu. Yeni fikirleri ve atomik yapıyı anlama yaklaşımlarını tartışmak için dünyanın her yanından,üst düzey fizikçileri bir araya getiren yıllık bir yüksek enerji fiziği konferansı düzenledi. Ama o artık alçak gönüllü bir bilim adamından daha çok bir şeyler olmuştu. Bilim adamı ve kamu görevlisi olarak,olağanüstü ikili konumu,yeni Amerikan bilim dergisi Physics Today’in ortası basık kenarları yukarı kalkık bir şapkayı ağır bir makine parçasının boruları ile valfları arasına tünemiş gösteren, 1948’deki ilk sayısıyla kabul edilmişti.(atominsan.com). |