Bu yazı Bugün: 51 Toplam: 32419 kez okunmuştur.
|
Elementlerin Periyodik Tablosu GİRİŞ
Ametallerin çoğu moleküler yapılıdır. Oda koşullarında yalnızca brom sıvı, iyot,
fosfor, kükürt ve karbon katı, diğerleri gaz halindedir.
Aynı elemente ait atom çekirdeklerinde, proton sayıları aynıdır;ama bu atomlarda nötron sayıları farklı olabilir. Aynı elemente ait farklı kütleli böyle atomlara o elementin izotopları denir. Doğadaki elementlerin büyük çoğunluğu, birden fazla izotop içerir. Çekirdekteki proton ve nötron sayılarının toplamına, kütle numarası (A) denir ve herhangi bir izotop genellikle; simgesinin sol alt tarafında atom, sol üst tarafında da kütle numarası indisleriyle gösterilir. Kütle numarası terimi, atom kütlesinin çok büyük çoğunluğunun atom çekirdeğinde yani proton ve nötronlarda bulunduğunu belirtmesi anlamında önemlidir. Bilindiği gibi bir proton ile bir nötron kütlesi hemen hemen birbirine eşit (nötronunki azıcık fazla) ve bunların her biri yaklaşık 1840 elektron kütlesi kadardır! Atom Kütleleri Doğadaki herhangi bir elementin 'atom kütlesi,' tüm izotoplarının atom kütlelerinin, katkı yüzdeleriyle çarpılıp toplanmasıyla, yani ağırlıklı bir ortalama alınarak hesaplanır. Bugün biliyoruz ki bir elementin atom kütlesi, yalnızca çekirdeğindeki proton ve nötronların kütlelerinin basit bir toplamından ibaret değildir. Çekirdeğin iç enerjisinden de (bağlanma enerjisinden) bir katkı alır. Dolaysıyla atom kütlelerinin bir tam sayı olması beklenemez. Elementler tablosunda verilen atom kütlelerinin kesirli sayılar şeklinde olması, daha çok bu yüzdendir. Bir de her element atom kütlesinin karbon-12 izotopunun kütlesinin tam 12 alınarak, bu standart ışığında diğer atom kütlelerinin belirlenmesidir. Bir karbon-12 atomunun kütlesinin 12'de biri standart seçilmiş ve buna 1 atomik kütle birimi (1 akb) denmiştir. Buna göre 1 mol C-12 atomunun kütlesi tam 12 gramdır. Buna karşılık 1 mol C-13'ün kütlesi 13 gram değildir. Bugün kullanılan atom kütleleri, bu standart birime ve izotopların kütleleri ve bolluk yüzdelerine bağlı niceliklerdir. Periyodik Tablo Şimdi elementler tablosunu oluşturmaya başlayalım. llk element, Z=1 olan hidrojendir. Doğadaki hidrojen atomlarının çoğunluğu, 1 proton ve onun çevresindeki bir elektrondan oluşur. Sonra bu hidrojen atomunun çekirdeğine bir nötron ekleyelim, döteryum denen bir izotop oluşur. Buna da bir nötron ekleme olanağı vardır;ama bu çekirdek pek uzun süre yaşamaz. Bir proton, ikin nötron içeren bu kararsız çekirdeğin adı da trityumdur. Atom çekirdeklerine nötron eklemenin kimyasal özelliklerde pek değişiklik yaratmadığı anlaşılıyor. Fakat bir çekirdeği proton eklendi mi durum kökten değişir. Hidrojen ve Helyum Üzerine Bir Gazel Periyodik tabloyu ilk olarak keşfeden Menleyeev, "periyodik tablonun hidrojen ile başlayacağı hiç aklıma gelmemişti" der. Oysa bugün herkes için hidrojenden daha küçük atom olmadığı açık bir olgudur. Bir hidrojen atomu alıp, çekirdeğine bir proton daha ekleyelim. Bu pratikte neredeyse hidrojen bombası yapmak demeye gelir; ama biz kağıt üzerinde çalışıyoruz. İşimiz kolay! Şimdi çekirdeğin yükü 1 arttığından, 1s orbitalindeki tek elektron, daha büyük bir kuvvetle çekilmektedir ve yarıçap, hidrojene göre küçülür. Dolayısıyla He+ iyonu elde edilmiş olur. 1s orbitaline bir elektron daha konduğunda, nötür helyum atomu elde edilecektir. Bu ikinci elektron çekirdeğin yükünü, yaklaşık olarak +1 görür ve sanki hidrojen atomunun 1s yörüngesine yerleşmiş gibidir. 1s orbitaline yerleşen iki elektron zıt spinlidir. Ne beklersiniz? Helyum atomunun çapı hidrojen atomuna göre büyür mü,küçülür mü? Deneyler, helyum atomunun çapının hidrojen atomunun çapına göre daha büyük olduğunu gösteriyor. Bir periyottaki soygaz sapması yalnız buradadır. Yani 2. ve daha yüksek numaralı periyotlarda soygaz atomlarının çapı en küçüktür. Lityum,Li(Z=3) Şimdi nötür bir helyum atomu alıp, çekirdeğine bir proton eklersek, elektronlar çekirdeğe biraz daha yaklaşır. Dışarıyla karşı net yük, 1s2 elektronlarının kamuflajı nedeniyle, +1 olarak görünmektedir. Ortaya Li+ iyonu çıkmıştır ve nötür atomu verecek olan üçüncü elektron, 2s orbitaline yerleşmek durumundadır. Gerçi bu üçüncü elektron, +1 yüklü bir hidrojen çekirdeği görür gibidir. Fakat yeni bir yörünge kabuğuna oturmak zorunda olduğundan, 1s2 elektronları çekirdeğe yaklaşmış olsalar dahi, atomun yarıçapı sonuç olarak büyür. Çünkü her yeni kabuk devreye girdiğinde; atomun yarıçapında yer alan büyüme, çekirdek yükünün artışından kaynaklanan küçülmeye oranla baskındır. Sonuç olarak Li'un elektron dağılımı, 1s22s1 olur. 1s2 elektronlarının spinleri zıt yönlerde olup birbirini götürdüğünden, 2s1 elektronunun spini eşleşmemiş kalır. Atom bir manyetik alana yerleştirildiğinde, bu spinin, alan yönüne paralel veya zıt olmasına göre, atomun enerji düzeyi biraz değişir. Bu şekilde devam ederek, diğer element atomlarının elekron dağılımlarını birer birer elde edilebilir. Örneğin, lityumdan sonra gelen berilyum elektron dağılımı 1s22s2, borun ise 1s22s22p1 dir. Borondaki eşleşmemiş olan 2p1 elektronunun spini, bir manyetik alanın varlığında, yörünge açısal momentumundan (l) bağımsız bir tepki vermek yerine, önce onunla birleşmek ('coupling') eğilimindedir. 'Spin yörünge birleşmesi' denilen bu olgunun sonucunda ortaya çıkan toplam açısal momentum j; l-½ veya l+½ değerlerini alabilir. Bu toplam açısal momentumun manyetik alan yönündeki bileşeni (m) ise; kuantum sıçramaları gösterir ve -j ile +j arasındaki 2j+1 adet değerden (-j, -j+1,... j-1, j), herhangi birine sahip olabilir. Toplam açısal momentumun manyetik alana göre bu farklı yönelişleri, elektronun enerji düzeyini, az da olsa değiştirir. Dolayısıyla, aynı bir tek (n, l) çifti için; m değeri arttıkça yükselen, farklı enerji düzeyleri söz konusu hale gelir. Buna bir enerji düzeyinin ayrışması ('splitting') denir. "Manyetik alan nereden çıktı?" diyecek olursanız; elektronların yörünge hareketi akım anlamına geldiğinden, dış elektronlar açısından; iç elektronların yol açtığı böyle bir manyetik alan, şiddeti zayıf da olsa, elektron sayısı birden büyük ve tek olan hemen her atomda vardır. Son
olarak bir de, karbon atomuna bakalım. Nötür bir boron atomunun çekirdeğine bir
proton daha ekleyip, Z=6'ya çıktık diyelim. Elimizde bir C+iyonu var
ve nötür karbon atomunu elde etmek için, 1s22s22p1
yörünge şemasına bir elektron daha eklemek durumundayız. En dıştaki 2p grubunda
3 yörünge var ve bunlardan birinde halen bir elektron bulunuyor. Yeni gelen
elektron, bu elektronla aynı yörüngeyi paylaşabilir. Ancak Pauli'nin dışlama
ilkesine göre, spinlerin zıt yönlerde olması gerekir. Halbuki bu durumda iki
elektron, iç elektronların oluşturduğu manyetik alan içerisinde, zıt yönlerde
duran iki mıknatıs gibi olacaktır. Gerçi mıknatıslar; kendilerininkinden daha
güçlü bir dış manyetik alanın yokluğunda, zıt yönlerde konumlanarak, toplam
potansiyel enerjilerini azaltmak eğilimindedirler. Ancak böyle bir dış manyetik
alan varsa eğer, toplam potansiyel enerjinin azaltılması açısından,
mıknatısların birbirlerine göre yönelişleri öneminden kaybedip, ikinci plana
düşer ve mıknatısların her ikisi de, dış manyetik alanın tersi yönde, yani
birbirlerine paralel şekilde konumlanmayı tercih ederler. Dolayısıyla, yeni
gelen elektron; 2p1 elektronuyla aynı yörüngeyi paylaşmak uğruna
spinini zıt yönlendirmek yerine; bir diğer 2p yörüngesine yerleşerek, spinlerin
paralel kalmasını sağlar. Böylelikle; negatif işaret taşıyan potansiyel
enerjisini arttırıp, toplam enerjisini azaltmış olur. Aynı nedenle, 1s22s22p3
yörünge şemasına sahip bulunan nitrojen atomunun 2p grubundaki üç elektronu,
farklı 2p yörüngelerinde oturur. Ancak sıra 1s22s22p4
şemasına sahip oksijene geldiğinde, 2p grubundaki dördüncü elektron; çok daha
yüksek enerjili n=3 kabuğuna geçmektense, diğer üçünden biriyle aynı yörüngeyi
paylaşmaya razı olur. Spini, diğerininkine zıt yönde olmak kaydıyla...
Ayrıntıymış gibi görünen bu değerlendirmeler bize, kimyada elementlerin yörünge
dizilimlerinin inşasında kullanılan ve bulucusunun adıyla 'Hundt kuralı' olarak
anılan güçlü bir anahtar veriyor: Herhangi bir l≥2
yörünge grubuna elektronların yerleştirilmesi sırasında; önce her yörüngeye,
spinleri paralel birer elektron yerleştirilir ve grupta başka yörünge
kalmayınca, ters spinli elektron eşleştirmelerine geçilir. Elementlerin elektron
dizilimiyle ilgili, bir kural veya kuralsızlık daha var...
Enerji kuantum sayısının, n=1'den başlayarak artan değerlerine karşılık gelen
yörünge kabuklarına, tarihsel kullanımdan gelen alışkanlıkla, sırasıyla K, L, M,
N kabukları deniyor. Hidrojen atomunda, birbirini izleyen kabuklar arasındaki
enerji aralığı; iki kabuktan herhangi birinin içinde yer alan farklı alt yörünge
grupları arasındaki enerji farkından daha büyük oluyor. Fakat daha önce de
sözünü ettiğimiz gibi, diğer elementlere ait yörüngelerin enerji düzeyleri; bir
yandan çekirdek yükünün artması, diğer yandan bu yükün bir kısmının iç
elektronlar tarafından kamufle ediliyor olması nedenleriyle, hidrojendekinin
aynı olamıyor. Bu durum, elektronların spin ve açısal momentum aracılığıyla
etkileşime girmeleri sonucu; özellikle daha kalabalık olan yörünge gruplarında,
daha da karmaşıklaşıyor. O kadar ki; örneğin belli bir kabuktaki d ve f
yörüngelerinin enerji düzeyleri, bir veya daha sonraki kabuğun içine kayacak
kadar artabiliyor. Dolayısıyla yörüngelerin, kimyada 'Hundt kuralı' olarak
anılan doldurulma sırası ve barındırdıkları elektron sayıları şöyle:
Bir elementin kimyasal özelliklerini hemen tümüyle, dizilişinin en dış kabuğundaki elektron sayısı belirliyor. Bu sayıya, o elementin kimyasal 'değer'ini belirleyen sayı anlamında, 'değer sayısı' ('valence') deniyor. Çünkü en dış kabuğu dolu olan atomlar, diğer atomlarla ilişkileri açısından daha büyük bir kararlılık sergiliyor ve diğerleri de, duruma göre; ya bu dış kabuktaki elektronlarından kurtulmak veya kabuğu tümüyle doldurmak suretiyle, benzeri bir kararlılığı kazanmak eğiliminde oluyor.
Hidrojen için
bu sayı 1. Nötür bir hidrojen atomu bu haliyle, kimyasal tepkimeye girme fırsatı
bulduğunda; ya bu elektronunu da verip, kurtulmak veya bir elektron daha alıp,
1s kabuğunu doldurmak gibi iki seçeneğe sahip görünüyor. Fakat, mevcut elektron
tarafından yükü büyük oranda kamufle edilmiş bulunan çekirdek, ikinci bir
elektronu yörüngede tutacak çekme kuvvetini uygulayamıyor. Dolayısıyla hidrojen,
girdiği kimyasal tepkimelerde hep, elektron vererek, + yüklü iyon haline
geçiyor. Elektrostatik açıdan + yüklü olmayı tercih ettiğinden, 'elektropozitif'
olduğu söyleniyor. Hem de bunu güçlü bir şekilde yaptığından, 'güçlü bir
elektropozitif element' olarak nitelendiriliyor. Veya elektron ilgisinin
('affinity') zayıflığından söz ediliyor. Helyum ise, tek ve en dış olan kabuğu
zaten dolu olduğundan, elektron alış verişlerine, yani kimyasal tepkimelere pek
yanaşmıyor. Dolayısıyla, soygaz olarak biliniyor. Çekirdeğinin yükü veya çekim
kuvveti, hidrojeninkinden daha büyük olduğundan, yarıçapı daha küçük... Atom numarası sıralamasında bir sonra gelen Li, en dış 2s kabuğunda tek bir elektrona sahip. Dolayısıyla, kimyasal tepkimelerinde aynı hidrojen gibi, 'elektropozitif' davranıyor. Zaten bu yüzden, kimyasal özelliklerinin benzerliğinden dolayı, tabloda hidrojenin altına konmuş. Hatta lityumun 2s elektronu, hidrojenin 1s elektronundan daha yüksek bir enerji düzeyinde. Dolayısıyla lityum bu elektronunu, hidrojenden daha bile kolay verebiliyor. Yani elektropozitifliği daha yüksek. Çekirdek yükünün daha büyük olmasına karşın, n=2 değerli yeni bir kabuğa geçilmiş olduğundan, yarıçapı hidrojeninkinden daha büyük. Saf hali, olağan koşullarda katı. Bir tepkimeye giremediği bu durumda dahi, 2s elektronuna karşı tutkusu çok zayıf ve bu 'değer elektronu' çoğu zaman, kristal yapı içerisinde serbestçe dolaşabiliyor. Bu yüzdendir ki saf lityum; yüksek ısıl ve elektrik iletkenliğiyle, güçlü metal özellikleri sergiliyor. Ardından gelen berilyum, aynı derecede güçlü bir şekilde olmasa da, 2s2 elektronlarını vermeye ve metal gibi davranmaya hazır. Ancak, daha sonra gelen borondan başlayarak 2p yörüngeleri doldukça, elektron verme eğilimi giderek zayıflıyor. Oksijene gelindiğinde, bu eğilim tam tersine; elektron alma eğilimine, yani 'elektronegatif' özelliğe dönüşüyor. Çünkü 1s22s22p4 yörünge şemasına sahip olan oksijen artık, en dış kabuğunu 2 elektron alarak doldurmayı tercih ediyor. Flor ise bu işi tek bir elektronla yapabiliyor. Dolayısıyla, çok güçlü bir elektron alıcısı, güçlü bir 'elektronegatif' element. Dış kabuk nihayet dolduğunda karşımıza, kimyasal tepkimelere karşı ilgisiz bir asal gaz daha çıkıyor: Neon. Bu yüzden helyumun altına konmuş zaten tabloda... Bu arada n=2 kabuğu dolduruldukça, çekirdek yükündeki artışın baskınlığı nedeniyle, yarıçaplar giderek küçülüyor. Halbuki bir sonraki sodyuma, Z=11 atomuna gelindiğinde; yeni bir (n=3) kabuğuna geçilmiş oluyor ve yarıçap birden büyüyor. En dış orbitalindeki tek elektronu kolayca vermeye hazır olan sodyum, bu yüksek elektropozitifliği sayesinde, tıpkı hidrojen ve lityum gibi, güçlü metal özellikler sergiliyor. Bu yüzden onların altında yer alıyor. Hatta, elektropozitifliği onlarınkinden daha bile yüksek. Çünkü en dış 3s elektronu, diğerlerinin 1s veya 2s elektronundan daha yüksek enerji düzeyine sahip ve bu nedenle, iyonlaşması daha kolay. Sodyumdan sonraki magnezyum, gerçi sodyuma göre daha zayıf, ancak hala güçlü metal özelliği taşıyor. Fakat bu özellik, alüminyumla başlayarak, daha sonraki elementlerde giderek zayıflıyor. Kükürtten sonra ise sırada; elektron vermek bir yana, güçlü bir elektron alıcısı olan klor geliyor. Klor tıpkı, tabloda tam üstündeki flor gibi davranıyor. Ancak, elektron tutkusu onunki kadar güçlü değil. Çünkü, klorun en dış kabuğunu oluşturan 3p yörüngeleri, florun dış kabuğunu oluşturan 2p yörüngelerinden daha yüksek bir enerji düzeyine sahip. Dolayısıyla enerji ölçeğinde klor, 3p yörüngelerini doldurmak için aldığı elektronu, florun 2p yörüngelerine aldığı elektron kadar derinlere indiremiyor. Sonuç olarak da bu ek elektronu kendisine, florun yaptığı kadar güçlü bir şekilde bağlayamıyor. Yani, flora göre daha zayıf elektronegatif özellik taşıyor. Potasyum,K (Z= 19)
Potasyuma
geçildiğinde, tıpkı üstündeki sodyum gibi, elektropozitif bir elementle
karşılaşılıyor. Hatta yeni bir enerji kabuğuna geçilmiş olduğundan; sodyuma göre
yarıçap büyürken, elektron verme kolaylığı da artmış oluyor.
Yani
potasyum sodyuma göre, daha bile elektropozitif... Elementler tablosu, benzer kimyasal özellikler sergileyen elementlerin alt alta konmasıyla elde edilmiş. Bu yüzden; tablodaki dikey dizilere, yani sütunlara, kimyasal açıdan benzer elementler grubu anlamında, 'grup' deniyor. Yatay dizilere de 'periyot'...
Birinci
periyotta, 1s yörüngesinden oluşan ilk kabuk dolduruluyor ve sadece iki element
var. İkinci ve üçüncü periyotlarda, sırasıyla; 2s2 2p6 ve
3s2 3p6 yörüngeleri de dolduruluyor.
Bu
periyotlarda 8'er element var. Dördüncü ve beşinci periyotlarda, sırasıyla; 4s2
3d10 4p6 ve 5s2 4d10 5p6
yörüngelerinin doldurulması gerekiyor. Dolayısıyla bu satırlarda, 18'er element
var. 3d ve 4d yörüngelerine karşılık gelenlere, metallerle metal olmayanlar
arasında yer aldıklarından dolayı, 'geçiş elementleri' de deniyor.
Altıncı periyotta; 6s2 4f14 5d10 6p6
yörüngeleri doldurulduğundan, bu satırda 32 elementin bulunması gerekiyor. Ancak
bu durumda tablo, enlemesine fazla uzayacağından; 4f yörüngelerinin
doldurulmasına karşılık gelen 14 elementlik dizi, tabloda araya sokulmak yerine,
aşağıya alınmış. Lantan'la başlayan bu alt diziye, 'lantanidler serisi' deniyor.
Yedinci periyotta ise; 7s2 5f14 6d10 7p6
yörüngeleri doldurulduğundan, bu satırda da keza, 32 elementin bulunması
gerekiyor. Ancak, yine tablo enini kısa tutabilmek amacıyla; 5f yörüngelerinin
doldurulmasına karşılık gelen 14 elementlik dizi, benzer şekilde; araya sokulmak
yerine, aşağıya alınıp, lantanidler serisinin altına yerleştirilmiş. Aktinyum'la
başlayan bu alt diziye, 'aktinidler serisi' deniyor.
Lantanid ve
aktinid serileri birlikte, 'nadir toprak elementleri' olarak da biliniyor.
Kısacası; herhangi bir periyotta, yani satırda, soldan sağa doğru ilerledikçe; elementlerin elektropozitifliği veya metal özellikleri giderek zayıflarken, atom yarıçapları küçülüyor. Dikey dizilerden oluşan gruplara, soldan sağa doğru sırasıyla bakıldığında; birinci gruba 'alkali metaller' deniyor. Biraz zayıflayarak da olsa, benzeri metal özellikler taşıyan ikinci grup, 'alkali toprak elementleri' olarak biliniyor. 3'ten 8'e kadarki gruplar, metallerle metal olmayan elementler arasında, 'geçiş elementleri' olarak nitelendiriliyor. En sağdaki gruba 'asal gazlar,' bir öncekine de 'halojenler' deniyor. Herhangi bir grupta, aşağıya doğru inildikçe, atom yarıçapları büyüyor. Grubun sergilediği ortak kimyasal özelliğin gücü ise, yine aşağıya doğru inildikçe; soldaki gruplarda artarken, sağdaki gruplarda azalıyor. Periyodik tablo, etrafımızı çevreleyen elementlerin kimyasal davranışlarına anlam verebilmek açısından, güçlü bir araç oluşturuyor: Her eve lazım. Ancak bu elementlerden bazılarının bazı çekirdekleri, hep öyle oldukları gibi kalmıyorlar. Bazen de durup dururken, bozunuyorlar. Bu çekirdeklere kararsız çekirdekler ve bunların oluşturduğu elementlere de radyoaktif elementler diyoruz.
Los Alamos National Laboratory's Chemistry Division PresentsElementlerle ilgili daha çok bilgi için tıklayınız:
** Groups are noted by 3 notation conventions. PERIODIK TABLE
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||