Hazırlayan:Ramazan KARAKALE
Madde
dalgası
Madde Dalgaları mı Olasılık Dalgaları mı?
Elektronun dalga özelliği göstermesi ne demek? İlginçtir, elektron bir
"parçacık" olarak bulundu! Elektron bir parçacık değil mi? Değil. Hem
parçacık,hem dalga. İşte zaten sorun maddenin bu çelişkili-ikili doğasının
kavranmasında.
W. Heisenberg,matris mekaniğini
geliştirdikten (1925) birkaç ay sonra Avusturyalı fizikçi E.Schrödinger bir
dalga denklemi türetti. Matris mekaniği, kuantumlamaya yani parçacık
betimlemesine uyarken,dalga denklemi adı üzerinde süreklilik betimlemesine
uyuyordu. Çok geçmeden bu iki keşfin özdeş olduğu anlaşıldı. Ünlü
çift yarık deneyi size
kuantum kuramının en ilginç örneğini sunmuştu. Şimdi dalgaların ne dalgası
olduğunu göreceğiz:
İlk yorumlardan birini
Schrödinger’in kendisi getirdi: elektronun bir parçacık olmadığını,bir okyanus
dalgasının su dalgası olması gibi, onun da madde dalgası olduğunu ileri sürdü.
Onun yorumuna göre, parçacık fikri yanlıştı ve yalnızca yaklaşık olarak doğru
idi. Yalnız elektronlar değil, tüm kuantum nesneleri küçük dalgalardı-ve doğanın
tamamı büyük bir fenomenler dalgası idi.
Bu “madde dalgası” yorumu, Max Born
önderliğindeki Göttingen grubu tarafından reddedildi. Onlar, tek tek
parçacıkların Geiger sayacı ile sayılabildiğini veya Wilson sis odasında
izlerinin görülebildiğini biliyorlardı. Elektronun “tanecekli” yapısı gerçek bir
tanecik gibi davrandığı gerçeği- bir varsayım değildi. Peki o zaman, bu dalgalar
ne dalgası idi? Bu kafa karıştırıcı ve önemli soruya yanıt veren Max Born’un
kendisi oldu. Onun yorumu, zar atan Tanrı'nın doğuşunu ve fizikte Determinizmin
sonunu işaret eder. Bu yorum,Haziran 1926'da, Schrödinger’in yazısından altı ay
sonra yapıldı ve fizikçiler topluluğunda çok sıkıntı yarattı. Born, Broglie-Schrödinger
dalga fonksiyonunun, bir elektronun belli bir noktada bulunma olasılığını
belirlediği yorumunu getirdi.
Uzayda hareket eden bir dalga düşünelim. Dalganın yüksekliği bazen ortalama
düzeyin üstünde, bazen de altındadır. Dalganın yüksekliğine dalganın genliği
deniyor. Born’un söylediği şey, uzayın herhangi bir noktasında dalga genliğinin
karesinin bir elektronu orada bulma olasılığını verdiği idi. Örneğin, uzayın
dalga genliğinin büyük olduğu bölgelerinde bir elektronu orada bulma olasılığı
da yüksektir; belki de iki de bir oranında elektron orada bulunacaktır. Benzer
şekilde, dalga genliğinin küçük olduğu yerde, elektronu bulma olasılığı
düşüktür,diyelim ki onda bir. Elektron, her zaman gerçek bir parçacıktır ve onun
Schrödinger dalga fonksiyonu yalnızca onu uzayda bir noktada bulma olasılığını
belirler. Born, dalgaların Schrödinger’in yanlış olarak varsaydığı gibi, madde
olmadığını, onların uzay ve zamanda noktadan noktaya değişebilen tek tek
parçacıkların yaratılışına ilişkin istatistikler gibi olasılık dalgaları
olduğunu kavradı. Kuantum parçacıklarının bu tanımı doğal olarak istatikseldir;
onları kesin olarak izlemek mümkün değildir. Fizikçilerin en fazla yapabildiği
şey, bir parçacığın olası hareketini belirlemektir; dalga şeklini ve böylece bir
kuantum parçacığının belli özelliklere sahip olma olasılığını kestirmektir.
Klasik fiziğin yaptığı gibi, bu özelliklerin tek tek ölçümlerinin sonuçlarını
kesin olarak kestiremez. Born, atomik çarpışma deneylerini dikkatli şekilde
analiz ederek yorumunun tutarlılığını gösterdi.
Kuantum atomik dünyasını nasıl düşünmemiz gerekiyor?
Atomlar, fotonlar ve elektronlar gerçekten parçacıklar olarak vardır, fakat
onların özellikleri-uzaydaki yerleri, momentumları ve enerjileri gibi- yalnızca
beklenmedik durum olma temelinde vardır. Bir tek atomun bir kart destesi
olduğunu ve o atomun belli bir enerji düzeyini desteden alınan bir poker eline
karşılık geldiğini düşünün. Poker elleri hesaplanabilen olasılıklara
sahiptir-kart oyunu teorisi kullanarak,kağıdı dağıtan kişiden belli bir elin
alınışının olasılığı kesin olarak belirlenebilir. Bu teori bir kağıt dağıtımının
sonucu hakkında kestirimde bulunmaz. Bu tür determinizm istemek desteye
bakmayı-hilekarlığı- gerektirir. Born’a göre, Broglie-Schrödinger dalga
fonksiyonu tıpkı kart oyunu kuramının belli bir elin olasılığını belirlemesi
gibi,bir atomun belli bir enerji düzeyine sahip olma olasılığını belirler.
Kuram, kart oyunu kuramının belli bir kart dağıtımının sonucu hakkında
kestirimde bulunmaması gibi,belli bir tek ölçümde, atomun gerçekte belli bir
enerji düzeyinde bulunup bulunmayacağını söylemez. Yeni Kuantum kuramının
tersine klasik fizik böyle belli ölçümlerin sonucunun kestirilebileceğini ileri
sürüyordu. Yeni kuantum kuramı böyle tek tek olayların belirlenebileceği
görüşünü reddeder. Born’un söylediği gibi kuantum kuramının nedensel olarak
belirlediği şey, yalnızca olayların olasılık dağılımıdır.
Kuantum kuramında, olasılık dağılımlarının önemli bir özelliği-ve onları kart
ellerinin olasılık dağılımlarından ayrıt eden bir özelliği-kuantum
olasılıklarının uzayda yayılması ve noktadan noktaya değişmesidir; bu
Schrödinger dalgasıdır. Kuantum kuramının kestirimci gücü dalganın şeklini ve
nasıl hareket ettiğini-uzay ve zamanda olasılıkların nasıl değiştiğini-kesin
olarak belirlemesidir. Burada ilk olarak kuantum kuramında nedensellik fikrini
görürüz- geleceğe doğru nedensel olarak belirlenen şey olasılıktır,tek tek
olaylar değildir.
Born kendisinin dalga kuramının istatistiksel yorumunda heyecanlanmıştı,fakat
yalnız kaldığını gördü. Schrödinger,Born’un yorumunu duyunca,sonuçlarını
bilseydi belki de o yazısını yazmamış olacağını belirtti-o hiçbir zaman
determinizmin reddini kabul etmedi. Max Planck, Schrödinger’in madde dalgaları
fikrine katıldı ve Schrödinger Berlin’de Planck’ın yerini kabul ettiği zaman,
emekliye ayrılmakta olan Planck, onu fiziğe determinizmi geri getirmiş olan kişi
olarak övdü.
1926 sonlarında Einstein, Born’a şunları yazmıştı: “ Kuantum mekaniğinin
etkileyici olduğu açıktır. Fakat içimden gelen bir ses bana onun henüz gerçek
olmadığını söylüyor. Kuram çok şey söylüyor, fakat, bizi gerçekte ‘Yaşlı Adam’ın
sırrına yaklaştırmıyor ”. Born, Einstein’in istatistiksel yorumunu reddedişi
karşısında hayal kırıklığına uğramıştı. Fakat Born haklıydı.
Tanrı Zar Atar mı?
Bu determinist olmama, kuantum tekinsizliğinin ilk örneği idi. Bu,
bilinemeyecek ve kestirilemeyecek fiziksel olayların varlığı anlamına geliyordu.
Deney yapan insanlar,belli bir atomun ne zaman ışıma yapacağını veya belli bir
çekirdeğin ne zaman radyoaktif bozunmaya uğrayacağını bilme çabalarına son
vermeliydiler, bu olaylar önceden bilinemez şeylerdi. İnançları ne olursa
olsun,fizikçiler, ilke sorunlarının tehlikede olduğunu hissettiklerinde Tanrıyı
çağırabilirler,çünkü fizikçilerin Tanrısı, evrensel düzendir. Kuantum kuramının
determinist olmaması,neyin bilinebilir,neyin bilinemez olduğu konusunda bir ilke
sorunudur,bir deney tekniği değildir. Einstein’i sıkan da budur. Tanrı bile size
bazı olayların oluşu konusunda yalnızca olasılıkları verir,kesinliği değil.
Yaklaşık olarak bu dönemde Einstein,Tanrının zar attığına inanmadığını
belirterek, yeni kuantum kuramına itirazını belirtmeye başladı. Einstein’i her
zaman fizik hocası olarak gören Max Born daha sonraları şöyle yanıt verdi: “Eğer
tanrı dünyayı mükemmel bir mekanizma olarak yaratmışsa, O en azından, mükemmel
olmayan zekamıza,dünyanın küçük parçalarını kestirmek için,çok sayıda
diferansiyel denlem çözmek zorunda kalmayacağımız, fakat zarı oldukça başarılı
şekilde kullanacağımız kadar ihsanda bulunmuştur.”. Böylece önceden belirli
olmayan evrenin kapısı açıldı.
Şimdi atomik fenomenlerin iki açıklaması vardı, Heisenberg’in matris mekaniği
ve Schrodingerin dalga mekaniği. Bu nasıl olabilirdi? Kendi dönüşüm kuramı ile
matris ve dalga mekaniklerinin tümüyle eşdeğer olduğunu-bunlar basitçe, aynı
kuram içinde farklı temsil etme biçimleriydi- gösteren kişi
Paul Dirac oldu: Fizikçiler bunlardan
Heisenberg (matris) ve Schrödinger (dalga) gösterimi olarak söz ederler.
Dirac’ın dönüşüm kuramının anlamını kavramanın iyi bir yolu, dil ile
matematik arasında benzetme yapmaktır. Her ikisi de dünyayı temsil etmenin
sembolik araçlarıdır;dil daha zengindir, matematik ise daha kesindir. Birinin
İngilizce diliyle bir ağacı tanımladığını, bu arada bir başkasının aynı işi
Türkçe ile yaptığını düşünün. İngilizce ve Türkçe tanımlar aynı nesnenin farklı
sembolik temsilleridir. Ağacı tanımlamak isterseniz, en az bir dil veya temsil
seçmeniz gerekir. Bir kere temsil şekliniz olunca,çeviri veya dönüşüm
kurallarıyla diğerlerini bulursunuz. Bu durum, elektronlar gibi kuantum
nesnelerinin matematiksel tanımındaki gibidir. Bazı temsiller dalga tipi
özellikleri vurgular,diğerleri parçacık gibi özellikleri vurgular, fakat her
zaman temsil edilmekte olan şey aynı bütünlüktür. Farklı temsillerin dönüşüm
yasalarına tabi oluşu köklü bir fikirdir. Dönüşümler yoluyla sembolik
temsillerde değişimler yaparak değişmezler kavramına ulaşırız. Bunlar,
nesnenin,yalnızca onu nasıl tanımladığımıza bağlı olmayan,esas yapısında derinde
bulunan özellikleridir. Herhangi bir dilde ağacı neyin oluşturduğunu öğreniriz.
Değişmez özellikler bir nesnenin gerçek yapısını belirler.
Dalga mekaniği ve matris mekaniği aynı davranışı tanımlamak için farklı
temsiller kullanır. Dirac’ın dönüşüm kuramı da dahil olmak üzere tam kuram,
sonunda kuantum mekaniği ya da kuantum kuramı olarak isimlendirilmiştir, bu
klasik fiziğin yerine geçen yeni, matematiksel olarak tutarlı bir kuramdır.
Yaklaşık otuz yıllık bir çalışma, yeni bir dünya dinamiği getirmişti.
Matematiksel formalizm dokunulmamış ve deneysel olarak başarılı olmuştu. Fakat
bu ne demekti? Kuantum mekaniğinin yorumu ne idi ve fiziksel gerçeklik konusunda
ne diyordu? Heisenberg şunları söylemiştir: “ Bugün çağdaş bilim, geçmişte
herhangi bir zamanda olduğundan daha fazla, doğanın kendisi tarafından,
gerçekliği zihinsel süreçlerle kavrama olasılığı konusundaki eski soruyu yeniden
gündeme getirmeye ve ona biraz farklı bir şekilde yanıt vermeye
zorlanmaktadır.”
(Heinz R. Pagels, Kozmik Kod 1,
Çev: Nezihe Bahar,Sarmal yay,s: 64-80 )