|
Hazırlayan: RK ALBERT EINSTEIN
Bilime Ve Barışa Adanmış Bir
Ömür: Einstein (1879-1955)
Büyük İngiliz Matematikçisi/Düşünürü
Bertnard Russell onun için şöyle yazar:
" Einstein,
tartışmasız, zamanımızın en büyük adamlarından biriydi. En iyi bilim adamlarının
başlıca niteliği olan basitlik, onda yüksek derecede vardı: bütünüyle kişisel
olmayan şeyleri bilme ve anlama isteğinden gelen bir basitlik. Ayrıca onda
bilinen şeyleri hemen doğru kabul etmeme yeteneği de vardı. Newton, elmaların
nasıl olup da düştüğüne hayret ediyordu; Einstein de eşit dört çubuğun bir kare
oluşturması karşısında hayranlık dolu bir minnettarlık duyuyordu, çünkü hayal
edebildiği evrenlerin çoğunda kare diye bir şey yoktu. Einstein, ahlaki
nitelikleri bakımından da büyüklük sergiledi. Kişisel yaşamında nazikti ve
alçakgönüllüydü; meslektaşlarına karşı (benim görebildiğim kadarıyla)
kıskançlıktan bütünüyle uzaktı (bunu, Newton ya da Leibniz için söyleyemeyiz).
Son yıllarında bilim dünyasının ilgisi Kuantum Kuramı üzerinde toplanmış,
görelilik az ya da çok gölgelenmişti; ama bunun onu gücendirdiğine ilişkin
hiçbir işaret görmedim. Dünya sorunlarıyla esaslı biçimde ilgilendi. Birinci
Dünya Savaşı (1914-1918)' nın sonunda onunla ilk temasa geçtiğimde, bir
barışseverdi, ama Hitler onun (benim de) bu görüşü terk etmesine yol açtı.
Kendisini öncelikle bir dünya vatandaşı olarak görüyordu; Nazilerin onu
kendisine bir Yahudi olarak bakmaya ve dünya üzerindeki Yahudilerin davası ile
uğraşmaya zorladıklarını fark etti. İkinci Dünya Savaşı (1939-1945)' ndan sonra,
atom bombasının tehdit ettiği insanlığın, felaketlerden kaçınabilmesi için bir
yol bulmaya çalışan bir grup Amerikalı bilim adamına katıldı.
Einstein, görelilik kuramı dışındaki çok önemli
çalışmalarına karşın, haklı olarak hem bilim, hem de felsefe için temel önemde
olan bu kuramla ün yapmıştır. Birçok kişi (ben dahil!) bu kuramın popüler bir
açıklamasını yapmaya kalkmıştır..."
Kuantum kuramı, görelilik kuramına göre daha devrimci görüşler içerir. B. Russell' den dinleyelim: "Onun fiziksel dünya hakkındaki kavramlarımızı kökünden değiştiren etkisinin henüz tamamlanmadığını düşünüyorum. Onun yaratıcı etkisi çok tuhaftır. Bize, atom ve hidrojen bombalarında sergilenen uğursuz güç dahil, maddeyi yönetmek için yeni güçler verdiği halde, bildiğimizi düşündüğümüz birçok şeyi bilmediğimizi gösterdi. Kuantum kuramından önce hiç kimse verili bir anda bir parçacığın herhangi bir belirli yerde ve herhangi bir belirli hızla hareket ettiğinden şüphe etmedi. Bu, artık sorun değildir. Bir parçacığın konumunu daha tam olarak belirlediğinizde, hızı daha az doğru olacak; hızını daha tam olarak belirlediğinizde ise konumu daha az doğru olacaktır. Ve parçacığın kendisi oldukça belirsiz bir şey olur, eskiden olduğu gibi sevimli bilardo topu değildir. Onu yakaladığınızı düşündüğünüzde, parçacık değil bir dalga olduğunu gösteren inandırıcı kanıtlar çıkarır. Gerçekte bilebileceğimiz tek şey, bazı denklemlerdir; ve bunların da yorumu karışıktır. Klasik fiziğe daha yakın kalarak mücadele eden Einstein için bu bakış açısı tatsızdı. Buna rağmen o, bu yüzyıl sırasında bilimde devrim yapan, yaratıcı kanallar açan ilk kişi oldu. Başladığım gibi bitireceğim: Einstein, büyük bir adamdı, belki çağımızın en büyüğü."
Albert Einstein, Yahudiydi, pek de dindar
olmayan bir ailedendi. 14 Mart 1879' da Almanya' nın Ulm kentinde doğdu; 18
Nisan 1955' te, 76 yaşında iken ABD' de öldü. Einstein...İçe kapanık, oyundan hoşlanmayan, geç konuşmuş (rivayete göre 4 yaşında konuşmuş) bir çocuktu. Bu yalnızlık döneminin izlerini tüm yaşamı boyunca korudu. Annesi Paulin' in isteği üzerine 6 yaşında keman dersleri almaya başladı. Klasik müzik kültürü, yaşamı boyunca onun için dinlendirici bir uğraş olacaktı. Cep pusulasının esrarıyla soru sormaya başladı. Bir pusulanın iğnesi neden hep aynı yönde dönüyordu? 4-5 yaşlarında kendisine sorduğu bir soruydu bu. 12 yaşına geldiğinde Pisagor teoremiyle tanıştı ve görünürdeki karmaşıklığa karşın bir dizi olgunun basit bir açıklaması olacağına inanmaya başladı. Liseye yazıldı. Sonra 1894' te babasının işi bozuldu ve aile, İtalya' nın Milano kentine göç etti. Einstein de Bir Zamanlar Üniversite Sınavını Kazanamamıştı!
Einstein, bir delikanlı olarak pek az zeka
umudu verdi. Bir öğretmeni “sen asla bir şey olamayacaksın Eistein”
sözleri üzerine katı bir disiplini ve skolastik eğitim uygulayan Alman okul
sistemini terk etti. 16 yaşında iken Zürih Teknik Üniversitesi'ne girmek
istedi. Ama matematik dışındaki konularda -modern diller, zooloji ve botanik
bilgisi- eksik olduğu için üniversiteye alınmadı. Ancak o yılmadı. Bir liseye
devam etti, lise diploması aldı, 1896' da Zürih Teknik Üniversitesi' nin fizik
ve matematik öğretmeni yetiştiren bölümüne kaydolmayı başardı
Zürih Teknik Üniversitesi, onun düşüncelerini
şekillendirdi. Öğrenime başladığı zaman büyük matematikçi
Hermann Minkowski ile karşılaştı. Her bilim adamının iyi bir öğretmen
olduğu söylenemez. Einstein, Minkowski' nin derslerini pek ilgi çekici bulmadı;
ama kuramlarının matematiksel formülasyonunda Minkowski, ona esin kaynağı oldu.
Doğrusu, Minkowski de o zamanlar Einstein’i sevmiyordu, çünkü ona “tembel
köpek” diyordu. Einstein, Teknik Üniversiteden 1900' de mezun oldu; İsviçre vatandaşlığına geçti; kısa bir süre öğretmenlik yaptı. Disipline karşı tutumu yüzünden öğrencilerin tarafından çok sevilen, fakat başarısız bir öğretmendi. Einstein Halya’da bir tatilden sonra, eğitimini İsviçre Federal Politeknik Okulu’nda 1901'de tamamladı; çok az derse girdiği halde, bir arkadaşının tuttuğu mükemmel ders notları sayesinde kursları geçmeyi başardı. Einstein akademik bir görev bulamayınca, 1902' de İsviçre' nin Bern kentindeki patent bürosunda memur ("üçüncü sınıf teknik uzman") olarak çalışmaya başladı. Görevi, bürodan onay almak üzere teslim edilmiş birçok icat arasından seçim yapmaktı.
“Einstein, patent bürosunda bir memurdu” denince,
insanın aklına bizdeki “bugün git yarın gel memurluğu” gelir. Patent bürosu,
öyle sıradan bir yer değildi aslında. Burada yeni buluşlara patent veriliyor ve
keşifler inceleniyordu. Büroya sunulan buluşların temel düşüncelerini kısa
zamanda ortaya çıkarma işi Einstein' de kuramsal düşünme yeteneğini geliştirdi.
Ayrıca bürodaki görevi, bilimsel aletlerin yapılması konusundaki merakını
kamçıladı. Küçük elektrik yüklerini ölçmek için geliştirdiği bir alet, bugün
Bern' de sergileniyor.. Einstein' in yeni buluşlara ve aletlere ilgisi
sandığımızdan fazla. Patent bürosundan ayrıldıktan sonra bile Avrupa' da yeni
aletler üzerine çalışan bazı fabrikalarda danışmanlık (müşavirlik) yaptığını
görüyoruz. Bu icatların bir kısmı, sayelerinde ekonomik hanedanlıklar kurulacak
olan hünerli aletlerdi,bir kısmı da komik ve inanılması güç şeyler ve basit
makinalardı. Einstein önce aletleri inceliyor, sonra da onlarla ilgili
bilgilerin sunulduğu metinleri okuyordu... Orada çalışırken, en karmaşık görünen
şeylerin bile basit, temel prensiplere indirgenebileceğini öğrendi ve bu dersi
hiç unutmadı.
Einstein,İsviçre'de kendisini evinde gibi ve daha
özgür hissediyordu. Ayrıca askerlik için Almanya’ya dönmek istemiyordu. Çünkü
Yahudi aleytarlığı tüm Avrupada hızla yayılmaya başlamıştı. Einstein, 1905 yılında yayınladığı üç yazıyla bilimsel tarihin gidişini değiştirdi. Üçü de bilimsel baş yapıt olan bu yazılar, aynı zamanda Einstein' in üç ilgi alanını gösteriyor: Atomların varlığının testi(İstatistiksel mekanik), bir ışık parçacığı olarak fotonun tanıtımı(kuantum kuramı ) ,kütle ve enerji ilişkisi, özel görelilik.. O zaman Einstein, daha 26 yaşındaydı. Fizik ve felsefe dünyasında Newton mekaniğinden esinlenen determinizm görüşü egemendi. Determinizm,herşeyin birbirine nedensellik bağı ile bağlı olduğu inancıdır. Gerçi 1900 yılında Max Planck (1858-1947), enerjinin de parça parça yayıldığı görüşünü açıklamıştı; ama doğada süreklilik olduğu yolundaki önyargı egemenliğini sürdürüyordu. Diğer Eserleri
Einstein’in 1905'te Annalen der Physik
’te yayımladığı beş makalesinin dışındaki başlıca yapıtları,gene aynı dergide
yayımlanan 1906; Brown Hareketi Kuramı Üzerine,1906; Işıkı salımı ve Soğurumu
Kuramı Üzerine,1907; Işınımın Planc Kuramı ve Özgül Isı Kuramı,1916; Genel
Görelilik Kuramının temelleri ile Zeitschrift für Mathematik und Physik’te
yayımlanan 1913; Bir Kütleçekimi Kuramı ve Genelleştirilmiş Görelilik Kuramına
Bir Gönderme,1917; Işınımın Kuantum Kuramı, Prusya Bilimler Akademisi Oturum
tutanakları,1924; Tek Atomlu İdeal Gazların Kuantum Kuramı. Ayrıca; İzafiyet
teorisi (1920) ve Fiziğin Evrimi (1938) adlı yapıtlarını yayımlamıştır.
Einstein, Akademik Kariyerde
Tırmanıyor!
Molekül boyutlarının hesaplanmasına ilişkin bu
ilk çalışmasıyla, 1908'de, Zürich Üniversitesi’nden doktor ünvanı aldı.1909
Sonbaharında Zürih Ünivresitesinde bir fakültedeki göreve başlamak üzere patent
bürosundaki işini bıraktı. Bu görevi, Prag Alman Üniversitesindeki ve sonra
Zürih Politeknik Ünviversitesindeki görevler izledi.
1911'de Güneş gibi büyük kütleli bir nesnenin
çevresinden geçen ışığı saptırdığını varsayarak Güneş tutulmasını yıldız
ışıklarının sapmasını ölçmek ve test etmek gerektiğini düşündü. Bu düşünce,
Güneş tutulması sırasındaki gökyüzüyle normal gece zamanındaki gökyüzünü
karşılaştırmaktan ibaretti. Gece, uzak yıldızlardan gelen ışık, Dünya'ya
doğdrudan ulaşır. Güneş tutulması sırasında ise Güneşi, yıldızlar ve Dünya
arasına giriyor.Einstein'in hipotezine göre tutulan Güneş'in yanındaki
yıldızların fotoğrafındaki konumları ile karşılaştırıldığında ışıkları Güneşe
doğru Güneş tarafından çekiliyormuş gibi bir görüntü elde edilecekti. 1912' de
yeniden İsviçre' ye döndü ve Zürich' te dersler verdi. Çalışmalarıyla çağdaşları
arasında önde gelen bir deha sayılmaya başlanmıştı. 1913' te Almanya’ya döndü ve
Berlin' e yerleşti. Bu yıllarda Birinci Dünya Savaşı’nı doğuracak gerginlikler
tırmanıyordu. Savaş, ansızın patlak verince İsviçre' ye tatile giden eşi ve iki
oğlu Berlin’e dönemedi. Bu zorunlu ayrılık, birkaç yıl sonra boşanmayla
noktalandı.
1913 yılında Max Planck,
Einstein’i Zürih’te ziyaret etti ve ona Avrupa’da bir kuramsal fizikçi için en
iyi pozisyon olan Berlin Kaiser Wilhelm Enstitüsünde(sonradan Max Planck
Enstitüsü), Fizik Enstitüsü Müdürlüğünü önerdi. Einstien bu öneriyi kabul etti.
Bu sırada ona Prusya Akademisinde bir iskemle ve Berlin Üniversitesinde
profesörlük önerildi. Almanya’ya ve sevmediği akademik dünyaya dönme konusundaki
direnişine rağmen, bu pozisyon ona Planck da içinde olmak üzere zamanın en büyük
fizikçileri ile birlikte çalışma fırsatı verdi.
1919 yazında akrabalarından biriyle evlendi.
Versaille Anlaşması, Alman halkında şovenist duyguların kabarmasını sağlıyor;
Almanya' da faşizm hızla güçleniyordu. Einstein, ırkçılığa ve savaşa karşı
tavrını sürdürdü. Dindar olmadığı halde Siyonist harekete sempati göstermesi,
Nazilerin hışmını üzerine çekmeye yetti. "Fizikte Bolşeviklik" yaptığı ileri
sürülerek cezalandırılması bile istendi. Ama onun bilimsel ünü dünyanın dört bir
yanını sarmıştı. Çeşitli kıtalardaki çeşitli ülkelerden konferans davetleri
alıyordu. 1921' de gezilerinden birinde Nobel Fizik Ödülü’nü kazandığını
öğrendi. Gerekçe olarak " foto elektrik etki ve kuramsal fizik alanındaki
çalışmaları" gösteriliyordu. Ününü asıl borçlu olduğu görelilik kuramından söz
bile edilmiyordu.
Faşizm, 1920' lerde İtalya'da , 1933' te Almanya
gibi bir ülkede iktidara tırmanmıştı. Birinci Dünya Savaşının Versay Anlaşması,
Alman halkının köleliğini istiyordu. Bir başkaldırı, Alman ulusunun dirilişi
gibi bir kavram kitlelerin afyonu olmaya yetti.
O yıllarda, bilim dünyasında bile Einstein pek
anlaşılmış değildi. Ayrıca Niels Bohr’un başını
çektiği yeni kuantum kuramı, derin kökler salıyordu. O zamana dek, bizim
dışımızda, bizden bağımsız, nesnel bir maddesel dünya olduğu genellikle
benimsenmişti. Berkeley’in dünyasının gülünç olduğu yeterince işlenmişti. Ama
kuantum kuramı, insanoğlunu yeni bir düşünceyle tanıştırıyordu: İnsanoğlu,
araştırdığı dünyanın bir parçasıdır ve araştırdığı dünyanın davranışlarını ve
boyutlarını etkiler!...
İnsanoğlu, ufuklarını genişlettikçe Niels Bohr’un
dediği gibi “büyük varolma dramının hem seyircileri, hem de oyuncuları
olduğumuz” gerçeğini daha açıkça anlıyor. Böylece insan, kendi kendinin
bilmecesidir.
Einstein, Alman militarizmine ve savaşa karşı
eleştirilerini yükseltti. İnsancıl ve barışçı tutumunu yaşamının sonuna dek
sürdürdü.
1930' da ABD' deki Californiya Teknoloji
Enstitüsünde konuk profesör olarak bir yıl ders verdi.
1931' de Oxford Üniversitesi’ne konuk profesör
olarak çağrıldı. O hem bilimsel görüşlerini hem de savaşa karşı tutumunu yaymaya
çalıştı. 1932' de Einstein Savaş Karşıtları Uluslarası Fonu’nu oluşturdu. Bu
kuruluşla, Cenova' da toplanan Dünya Silahsızlanma Konferansı’na (1932) kitlesel
bir baskı yapmaya çalıştı. Ama konferansın boş ve gülünç bir toplantıya
dönüşmesi onda düş kırıklığı yarattı. Bu dönemde Avusturyalı psikiyatrist
Sigmund Freud ile insan doğasındaki yıkıcılık; Hintli gizemci şair Rabindranath
Tagore ile gerçeğin doğası üzerine sık sık mektuplaştı. 1932' de yeniden ABD' ye gitti. Ve 1933' te Almanya' da Hitler iktidara gelmişti. Almanya' ya artık hiç dönmeyecekti. Aynı yıl, Princeton Üniversitesi Yüksek Araştırma Enstitüsü' nde görev aldı ve yaşamının sonuna dek orada çalıştı. 1939 yılında Alman araştırmacıların uranyum atomunu parçaladıklarını öğrendi. 1940 yılında Amerikan vatandaşı oldu. Denetimli zincirleme tepkimenin (nükleer fisyonun) gelecekte dev bir bomba yapımına yol açabileceğini sezerek ABD başkanı Roosevelt' e bir uyarı mektubu yazdı. Ama bu mektubun etkisiyle bombayı geliştirmek için kurulan projenin ve yapılan çalışmaların hiçbir aşamasında görev almadı. Üstelik 1945'te Japonya'nın Hiroşima kentine atılan atom bombasının bir daha kullanılmaması için tüm gücüyle çalıştı(atominsan.com)
Einstein, ABD’ de kendisini hiçbir zaman yurdunda
hissetmedi. O, hep huzursuz oldu: Bir defasında :
Yahudiler için ben bir azizim
Amerikalılar için bir gösteri parçası
İş arkadaşlarım için bir şarlatan "
demişti. Einstein, doğumda hiçbir seçimi
olmadığını, fakat ölümünün kendi seçimi olabileceğini biliyordu.
Ölümcül hastalığını öğrendiği zaman ameliyat
olmak istemedi ve yirminci yüzyılın en büyük dehası, 18 Nisan 1955' te
Amerika'da' ki evinde öldü. Başında bekleyen hemşire onun Almanca olarak
söylediği son sözlerini anlayamadı. Ne yazık! Michele Besso, Einstein’in patent bürosundaki günlerinden tanıdığı en eski arkadaşıydı. Bu iki arkadaş, elli yıl boyunca yazışmışlardı. Einstein’in özel görecelilik konulu 1905 yılı yazısında teşekkür borçlu olduğunu yazdığı tek şey onunla sohbetleriydi. Ne şeref! Einstein’in arkadaşı onun ölümünden bir ay önce, İsviçre’de öldü. Einstein, Besso’nun oğlu ve kız kardeşine, mutlak determinist dünya görüşünü ifade ederek şunları yazmıştı: “ Şimdi o bu tuhaf dünyadan, biraz benden önde giderek ayrıldı. Bu hiçbir şey demek değildir. Bizim gibi, fiziğe inan insanlar, geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki ayırımın yalnızca inatçı ısrarlı bir yanılsama olduğunu bilirler.”(atominsan.com) Einstein 1935'te EPR Deneyi diye anılan bir düşünce deneyi ile kuantum kuramının tamamlanmamış olduğunu ileri sürdü.Ömrünün son birkaç on yılını,kütle çekimi ile elektromanyetizmanın biraraya getirildiği birleşik bir kuram için, başarısız bir araştırmaya ayırdı. Albert Einstein ve Bilimsel Safdillik (M.Celal Sengor'un Bir Yazisi) |